Efes / İzmir

Eğme Kalbini

Kendimizi dışarıdan izleyebilseydik ne düşünürdük acaba? Fiziki bir seyredişten bahsetmiyorum. Zor geliyor. Ben mi, sen mi? Yoksa biz mi? Nefsinle mi bakıyorsun yoksa gönül nazarıyla mı? Dönüp dolaşıyoruz. Aynı noktada buluşamıyoruz. Anlaşamıyoruz. İnsan dünyaya niye gelir? İnsan bir yakınının başarısından mutsuz olur mu? Kinle doldurduk kalbimizi, nefretle besledik. Alışamıyorum. Alışmak istemiyorum. İnsan düşünüyor, olur mu? Yapmak istemediğimiz şeyleri yap diye zorluyor içimizdeki, kendi adına. Münafık ne demek? Nasıldı, bilirsin. “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem münafıkların isimlerini sır olarak Hz. Huzeyfe’ye verdiğinde, Hz. Ömer ‘Ben var mıyım?‘ diye sormuş.” Otur bir düşün. Dünyalık işler. İşlerimiz hep dünyalık. Küçük şeylere takılma. Eğme kalbini. Eğme kalbini. Eğme kalbini… Para. Makam. Etiket. Bir mezun olayım, paraya para demeyeceğim. Aferin. Mülkün sahibi nerede? Ne kadar farkında olarak yaşıyorsun? Şifa istiyorsun. Şifa raflarda. Kaldır başını. Neydi ilk emir, hatırla. Sen benden daha iyi bilirsin. İnsan ulaşamadığının esiridir. Esir olma. Bakma insanlara kötü gözle. Adım atacaksın ama korkuyorsun. Korkma. Hava kararıyor. Bir taraf gri, bir taraf mavi. Ankara’da hava hep kararıyor, diğer bütün yerler gibi. Bir yeri sevmiyorsan orası senin gurbetindir. Bu yağmur bitecek. Bitmesin. 4 sene oldu. Ben galiba Ankara’yı seviyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.