Âb-ı Hayat – Kadir Gültekin

Etiket: Âb-ı Hayat

Âb-ı Hayattan Notlar 3

“…Madem yaşıyorsun, hayata geçsene! Sende gönül var, duygu var, akıl var, vicdan var; hayata geçsene! Önce kendin hayata geç, sonra da dostlarını hayata çağır. Dost kalmadı diyorsun. Hünerin varsa dost vasıflarına henüz sahip olmayanı al, yetiştir, dost yap. Emek verilmeden elde edilen şeyin kıymeti olmaz, anlamı olmaz. Şehri kendin kuracaksın. Şehri kendi kuran, bir yıkım olsa, hüner gösterir, tamir eder. Şehri hazır alan, ne sokakları bilir, ne meydanları. Bir yıkım olsa umursamaz. Yapman gereken şey manaları korumaktır. Bilmemek hamlıktır, çiğliktir. Bilmemek, canın hakkını vermemektir. Bilen, herkese hakkını verendir; bildiklerini sayıp döken değildir; ona geveze derler. Canın hakkını vermek, önce ona karşı dürüst olmaktır, onu aldatmamaktır. Sonra halini hatrını sormak, değer vermek, onu incitmemektir. Ham incitir. Ham meyve, dişi incitir; ham ruh, gönlü incitir. Bizim yandığımız, iyileredir, mazlumlaradır, masumlaradır. Yırtıcılar, kurnazlar, vahşiler, girişkenler topluma kendine yer edinirken, arkada kalan masumlar vardır, kolu kanadı kırılmış mazlumlar vardır, bizim yandığımız onlaradır. Adamlık yırtıcılıkla olmaz. Yırtıcılık vahşiliktir. Masumun pençesi yoktur, tırnağı yoktur. Bilmemek tehlikeye götürür. Hayata iman etmemek tehlikeye götürür. Ölüme iman etmemek tehlikeye götürür. Mevlânâ ne diyor; boynumda binlerce bıçak, kan döker durur. Bir de ne diyor; ne çeken ip meydanda ne çeken adam. Baksana insanlar ölüm yokmuş gibi yaşıyorlar. Ölüm yokmuş gibi yaşamak en büyük ahmaklıktır. Zulmü görmemek körlüktür, nankörlüktür, namertliktir, hamlıktır, çiğliktir. Hayat haktan ibarettir. Ölümü hak edene ölüm haktır. Hayatı hak edene hayat haktır. Önce kendimi tanıyayım, sonra muhatabı  tanıyayım, sonra da hayatı tanırım diye bir şey yoktur; bunların hepsi beraber gider. Sende iyi niyet, güzel ahlâk ve sağlam bir anlayış olduğu zaman korkma. Bunlar kaplardır. Bu kapları adaletle doldur, merhametle, muhabbetle doldur. Hakikati tutanlar bugün hakikati göstermede niye muvaffak olamadılar? Çünkü adaleti, merhameti, muhabbeti yeterince dolduramadılar. Kişi bunlarla dolmalıdır, hatta taşmalıdır. Yapılan her eğrilik, aklı, olduğu yerde döndürür. Yani akıl hareket eder; ama mesafe alamaz, bir neticeye ulaşamaz; çünkü yapılan eğrilik yüzünden aslında boşa dönüyor. Akıl mesafe alamayınca neticeye ulaşamayınca, gönül sıkılır. Sıkılan gönül, işini yapamaz olur, kararmaya, ölmeye başlar. Gönlü öldürmemek lazımdır ki ruh karanlıkta kalmasın…”

Âb-ı Hayat, Ömer Faruk Dönmez

Âb-ı Hayattan Notlar 2

“…Hayata açılan kapıları kapatma. Her insan hayata açılan bir kapıdır. Yüz milyar kapı var. Kırdığın her insanla, terslediğin, hor gördüğün her insanla, aslında hayata açılan kapılardan birini kapatmış oluyorsun. Hayatı dirilik yürütür. Adalet olmadan, merhamet olmadan, muhabbet olmadan hayata açılamazsın. Hayata açık olmayan, hayata dair bir şey veremez. Almamış ki versin. Rüzgâr nereden eserse o yöne savruluyor. Borçları yön veriyor kişiye. Hayat ekmek yemek değildir. Gönüller büyüğü kabul eder, akıllar büyüğü kabul eder. Toprağın altındaki tohum karanlıkta yalnızdır. Aynı toprağın altında, aynı karanlıkta milyonlarca tohum var ama birbirinden haberi yok ki yalnızlığa derman bulsun. Bir de milyonların arasında, hayata açılmadan yaşayan yalnızlar var. Başını karanlık topraktan bir çıkarsa; filizleri, fidanları görecek, dalları, çiçekleri, meyveleri görecek ama bir türlü doğmuyor hayata…”

Âb-ı Hayat, Ömer Faruk Dönmez

Âb-ı Hayat’dan Notlar 1

Doğru gitmek, muhafazalı gitmektir. Pisliğe bulaşmamak için gerekirse uzak yoldan gideceksin. Hayata karşı, dürüst nefes alıp vereceksin. İşin temeli budur: mert olacaksınYanardöner olmayacaksın. İhanetin, yalanın, zulmün gölgesi bile düşmeyecek üstüne. İnsanı yargılama. Bir kişi hakkında bir hükme varmak, onu yargılamaktır; meseleyi kişiler üzerinden değil, hastalıklar üzerinden  düşünmek gerekir. Hastaya bakarken, aslında hastalığa bakmak gerekir. Hastaya kızmanın ne âlemi var? Yazık zaten hasta olmuş. Bizde hekimlik iddiasıyla dolaşanların en bariz özelliği, hastaya kızmalarıdır. Hâlbuki sen hünerli bir hekimsen, hastaya kızmakla vakit kaybetmezsin, hastalığı teşhis eder, hemen tedaviye başlarsın. Fertler acizdir, hastadır, onları yargılamaya gerek yok. Ancak bir edebi muhafaza etmiş, çocuk gibi kalmış saf insan, mutlu olur. Savaşın sürdüğü toprakta ekme biçme olmaz. Bu zulümler sürdükçe canlar, hakikate yönelemiyor. Yönün değişmesi için pusula lazım. Zulümler canları pusulasız bırakıyor. Ölçüye tutunan, pusulasız kalmaz.

Âb-ı Hayat, Ömer Faruk Dönmez