Kadir Gültekin – Sayfa 4 – "Azınlık olmak iyidir."

Bahardan / ODTÜ

Arafta

Kendimi iyi hissetmiyorum. Kendimi çok kötü hissediyorum. Bir insanın saf ve temiz duygularıyla oynanmasına içim el vermiyor. Dayanamıyorum, sessiz kalamıyorum. Söz ver, öğrendikten sonra söyleyeceksin diyor. Öğreniyorum. Söylememiyorum. Gözlerinin içine bakıyorum ama dilim varmıyor. Sebep olmak istemiyorum. Vicdanım hiç rahat değil. Söylesem de içim rahat etmeyecek biliyorum. İçim sıkılıyor. Nasıl atlatacağımı bilmiyorum. Galiba en iyisi susmak. Vicdanıma söz geçiremiyorum. Kadir diyorum, kendini onun yerine koy. Olmuyor. Başım sıkışıyor, düşüncelerim sıkışıyor. İki insanın arasında kalıyorum. Tam ortada, arafta. İnsanlara karşı güvenim kalmadı. 2 gündür yaşadıklarım ve öğrendiklerim beni çok yıprattı. Sustum. Gülmeyi unuttum. Kendimi unuttum. Verdiğim sözü unuttum. O sözü sen de vermiştin. Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilmiyorum. Kır beni diyor, kır ki iyileşeyim. Kır ki kendime geleyim. Kır ki unutayım seni. Nefsinle bakma. Nefsinle hareket etme. İnsanlara kötü konuşma. Kırılma. Kusur görme. Gece gibi ol. Gündüz gibi ol. İnsanlara nefes ol, ferah ol. Her şey olacağına varır. Eyvallah. İstediğimiz her şey olmuyor. Olmayınca da üzülüyoruz. Bazen olandan çok farklı düşünüyorum. Öyle olsun istiyorum ama gerçek çok farklı. Baktığım yön aslında boşluktan başka bir şeyi göstermiyormuş, o gün bittiğinde anladım. O zaman yüzleştim kendimle. O zaman anladım o uçurumun ne kadar derin olduğunu. Güzel düşünmek istiyorum, güzel bakmak istiyorum, güzel görmek istiyorum. Bazen olmuyor. Bazen ne kadar istesem de sonuç alamıyorum. Elimde kalan hayal kırıklığından başka bir şey olmuyor. Kendimi kimseye yük etmek istemiyorum. Buna hakkım yok biliyorum. Dibine kadar yaşıyorum o hayal kırıklığını. Zaman geçiyor. Bir gün daha bitiyor. Bir gün daha doğuyor. Biraz daha yaklaşıyoruz. Biraz daha uzaklaşıyoruz.

ODTÜ

Gece ve Sabah

Herkes uyudu. Kendimi zorluyorum. Kafamda sürekli aynı ses. Tak, tak, tak, tak. Bir gece ne kadar uzun sürebilir? Bir insan ne kadar yorulabilir?

5 dakika kadar uyumuşum. Sonra uyandım. Farkında değildim rüya görüyormuşum. Oturdum karanlığı seyrettim. Gözlerim kızardı. Gözlerim o kadar çok kızardı ki kendimi göremez oldum. Sesimi duyamadım. Yerimden kalktım, biraz yürüdüm. Dışarı çıktım, temiz hava beni kendime getirir dedim. Getirmedi. Geri geldim, bilgisayarın başına oturdum. Bir ses aradım. Aradığım sesi o kadar iyi biliyordum ki açmaya elim gitmedi. Aradım. Okumaya başladım. Okudukça kendime geldim. Okudukça olanları hak ettiğimi anladım, ne kadar aciz olduğumun farkına vardım. Oda çok karanlıktı. Mesaj önümde duruyordu. Tekrar okudum.

“(Ey Rabbimiz!) Yalnız sana (ibadet ve itaatle) kulluk eder ve (her hal ve ihtiyacımızda) ancak senden medet umar/yardım dileriz. Fâtiha 5”

Daha fazlasına elim gitmiyor.

Kayseri'de bir kütüphane

Bilinçle ve İnatla

Akşama kadar evden çıkmadım. Okudum. Düşündüm. Kapitalizm benim gibi evde oturan adamı naapsın? Hiç hazzetmez. Evde oturan adama bir şey satamaz çünkü. Bu yüzden de, insanın evde sıkılacağına dair yalanlar üretmiştir: mutluluğu, neşeyi, eğlenceyi ‘evin dışında’ konumlamıştır. Zavallı insan kardeşlerim de bu oyuna gelir, evde canının sıkıldığı yalanına inanır, dışarı çıkar ve kaçınılmaz bir şekilde para harcar. ‘Yemeğe çıkmak, sinemaya gitmek, alışveriş yapmak’ bir mutluluk biçimi olarak sunulur. ‘Evde pineklemek, uyuz uyuz oturmak’ gibi tabirlerle de evcimen hayat küçümsenir. Oysa kapitalizmin bu tezgâhına karşı, müslüman, evinde mutlu olan adamdır. Bu sebeple bayım, biz evimizi bilinçle ve inatla sevmeye devam edeceğiz. Gerçi kapitalizm, televizyon ve internet aracılığıyla, evdeki adamın da cebindeki paraya gözünü dikmiş durumda. Evine kapanan adamı bile rahat bırakmıyorlar. Şeytan dünyayı bu yüzyılda süslediği kadar hiç süsleyememişti. Kitaptan uzak duran, dünyanın süslerine aldanacaktır vesselam.

Bir Yobazın Günlüğü, Ömer Faruk Dönmez