Kadir Gültekin – Page 12 – "Azınlık olmak iyidir."

Gökyüzü / ODTÜ

Unutan

Sabır, sabır, sabır ve şükür. Kaç gün? 7 gün. Kaç kere? 6 kere. Ne zamana kadar? Bilmiyorsun. Pamuk ipliğine bağlı sanki her şey. Ölçü önemli. Eleştirdiğin kadar mutsuz olursun. Onu değiştirmeye çalıştığın kadar kaybetmeye doğru yol alırsın. Kendi nefsini adam et önce. Asla yalnız yemek yeme, reddedilmekten korkma. Tat o yenilgiyi, ki başarıya ulaştığında elinde tutmayı bilesin. Bana soruyor nasıl olacak. Sonra ben soruyorum, içimdeki cevaplıyor. Kardeşin mi, değil. Arkadaşın mı, değil. Eşin mi, hayır. Neyin o zaman? Bilmiyorsun. İnsan ne çok şey bilmiyor. En son kendi çıkarın dışında, ortaya Allah rızasından başka bir şey koymadan, ne zaman arayıp sordun bir yakınını, en yakın arkadaşını, kardeşini? İnsan ne kadar insan. Geçen sene öğrendim, insan nisyandan gelirmiş, unutan demekmiş. Ben hatırlamak istiyorum. Daha yaşamadan, bilmeden, hissetmeden unutmak istemiyorum. İnsan bazen yürüyemiyor, yürütemiyor. Birlikten dirlik doğar. Anlatmak istiyorsun. Geçiyor mu anlatınca? Yarana merhem oluyor mu? Dinlemek istiyorsun. İyileştirebiliyor musun dinleyince? İnsan nasibinden kaçabilir mi? Bunları konuşabiliriz. Ben mazeret üretmeyeceğim, hoş geldin.

Âb-ı Hayattan Notlar 3

“…Madem yaşıyorsun, hayata geçsene! Sende gönül var, duygu var, akıl var, vicdan var; hayata geçsene! Önce kendin hayata geç, sonra da dostlarını hayata çağır. Dost kalmadı diyorsun. Hünerin varsa dost vasıflarına henüz sahip olmayanı al, yetiştir, dost yap. Emek verilmeden elde edilen şeyin kıymeti olmaz, anlamı olmaz. Şehri kendin kuracaksın. Şehri kendi kuran, bir yıkım olsa, hüner gösterir, tamir eder. Şehri hazır alan, ne sokakları bilir, ne meydanları. Bir yıkım olsa umursamaz. Yapman gereken şey manaları korumaktır. Bilmemek hamlıktır, çiğliktir. Bilmemek, canın hakkını vermemektir. Bilen, herkese hakkını verendir; bildiklerini sayıp döken değildir; ona geveze derler. Canın hakkını vermek, önce ona karşı dürüst olmaktır, onu aldatmamaktır. Sonra halini hatrını sormak, değer vermek, onu incitmemektir. Ham incitir. Ham meyve, dişi incitir; ham ruh, gönlü incitir. Bizim yandığımız, iyileredir, mazlumlaradır, masumlaradır. Yırtıcılar, kurnazlar, vahşiler, girişkenler topluma kendine yer edinirken, arkada kalan masumlar vardır, kolu kanadı kırılmış mazlumlar vardır, bizim yandığımız onlaradır. Adamlık yırtıcılıkla olmaz. Yırtıcılık vahşiliktir. Masumun pençesi yoktur, tırnağı yoktur. Bilmemek tehlikeye götürür. Hayata iman etmemek tehlikeye götürür. Ölüme iman etmemek tehlikeye götürür. Mevlânâ ne diyor; boynumda binlerce bıçak, kan döker durur. Bir de ne diyor; ne çeken ip meydanda ne çeken adam. Baksana insanlar ölüm yokmuş gibi yaşıyorlar. Ölüm yokmuş gibi yaşamak en büyük ahmaklıktır. Zulmü görmemek körlüktür, nankörlüktür, namertliktir, hamlıktır, çiğliktir. Hayat haktan ibarettir. Ölümü hak edene ölüm haktır. Hayatı hak edene hayat haktır. Önce kendimi tanıyayım, sonra muhatabı  tanıyayım, sonra da hayatı tanırım diye bir şey yoktur; bunların hepsi beraber gider. Sende iyi niyet, güzel ahlâk ve sağlam bir anlayış olduğu zaman korkma. Bunlar kaplardır. Bu kapları adaletle doldur, merhametle, muhabbetle doldur. Hakikati tutanlar bugün hakikati göstermede niye muvaffak olamadılar? Çünkü adaleti, merhameti, muhabbeti yeterince dolduramadılar. Kişi bunlarla dolmalıdır, hatta taşmalıdır. Yapılan her eğrilik, aklı, olduğu yerde döndürür. Yani akıl hareket eder; ama mesafe alamaz, bir neticeye ulaşamaz; çünkü yapılan eğrilik yüzünden aslında boşa dönüyor. Akıl mesafe alamayınca neticeye ulaşamayınca, gönül sıkılır. Sıkılan gönül, işini yapamaz olur, kararmaya, ölmeye başlar. Gönlü öldürmemek lazımdır ki ruh karanlıkta kalmasın…”

Âb-ı Hayat, Ömer Faruk Dönmez

Etme

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.

Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için…
Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.

Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan.
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer;
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

Ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi,
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.

Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle.
Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı.
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil.
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.

Mevlana Celaleddin Rumi

Âb-ı Hayattan Notlar 2

“…Hayata açılan kapıları kapatma. Her insan hayata açılan bir kapıdır. Yüz milyar kapı var. Kırdığın her insanla, terslediğin, hor gördüğün her insanla, aslında hayata açılan kapılardan birini kapatmış oluyorsun. Hayatı dirilik yürütür. Adalet olmadan, merhamet olmadan, muhabbet olmadan hayata açılamazsın. Hayata açık olmayan, hayata dair bir şey veremez. Almamış ki versin. Rüzgâr nereden eserse o yöne savruluyor. Borçları yön veriyor kişiye. Hayat ekmek yemek değildir. Gönüller büyüğü kabul eder, akıllar büyüğü kabul eder. Toprağın altındaki tohum karanlıkta yalnızdır. Aynı toprağın altında, aynı karanlıkta milyonlarca tohum var ama birbirinden haberi yok ki yalnızlığa derman bulsun. Bir de milyonların arasında, hayata açılmadan yaşayan yalnızlar var. Başını karanlık topraktan bir çıkarsa; filizleri, fidanları görecek, dalları, çiçekleri, meyveleri görecek ama bir türlü doğmuyor hayata…”

Âb-ı Hayat, Ömer Faruk Dönmez

Sonbahar / ODTÜ

Bugün

İnsan kendi içinin düşmanı. Oturuyorsun, kalkıyorsun, konuşuyorsun, dinliyorsun, dinlemiyorsun, yürüyorsun, koşuyorsun, ağlıyorsun, yapıyorsun, her seferinde bir daha yapmayacağım dediğini yapıyorsun. Yalnız kalmaktan korkuyorsun, korkunun nedeni, hatalarınla, keşkelerinle, kendine söyleyemediklerinle yüzleşmek. Nereye kadar? Gittiği yere kadar. Yok öyle. Gitmiyor artık. İnsanlar çok kalabalık. En çok kalabalığın içinde fark edilmez insan. En çok kalabalığın içinde yalnız kalır. Bir insanın geleceğiyle oynamak ne kadar doğru? Önümüzü göremediğimiz bir hayat. Bir saniye sonrasını bile hesap edemiyoruz. En çok kötülüğü, bize emanet edilene yapıyoruz. Çok uyuyoruz. Çok konuşuyoruz. Çok yiyoruz. Bağımlıyız. Korkularımızla yüzleşmekten bizi alıkoyan ne varsa ona bağımlıyız. Tütün. Sigara. Alkol. Uyuşturucu. Twitter. Facebook. Ahir zaman. Ben en çok beni yüzüme karşı öven insandan korktum. Egolardan depo yaptık kendimize, kendimizi de onun içine koyduk. Bunu anlattım kendime, kendimle, en büyük düşmanımla başbaşa kaldığımda. İnsan insanın karanlığıdır. Kaç kişiyi boğduk kendi karanlığımızda? Bir korkularımızı boğamadık. Büyüyoruz. Her gün biraz daha. Her sene bir yaş daha. İnsan unuttuklarıyla beraberdir. Neyden korkuyorsun? Hazır değil misin? Oğlum olursa ismini Zülfikar koyacağım. Diğerini Remzi. Diğerini Ömer. İnşallah. Allah istemezse nefes bile alamazsın. Yalnız kalmaktan korkmadım hiç. Hiç yalan söylemedim. Bir tane seçme hakkım olsaydı, annem hiç gitmesin isterdim. İnsan bekliyor. Hata yapıyor. Geri dönemiyor. İnsan bilmediği konu hakkında konuşmayacak. Bilmediği bir hayat hakkında yorum yapmayacak. Zan yapmayacak. Kafire karşı kibir sadakadır. Okuduklarımızın deposu olduk çıktık. Ne diyordu şair: Bütün kitaplar tek bir kitabı daha iyi anlayabilmek içindir. Sana yardıma geleni niye geri çeviriyorsun? Kendimizi düşünmekten insanlığa kör olduk. 5 yıldızlı oteller. El ele tutuşan müslüman gençler. Kaybolan hayatlar. Atıklar. Hastaya değil, hastalığa bakmaya başladığım zaman. Görülme hissi. Bilinme hissi. Check-inler. Ben kaybolmaktan yanayım.