Bisikletler / Z.B.

Terk

110 tane not. Yorgunluk. 2 sene sonra tekrar, elhamdülillah. Harfler önümde dizili duruyor. Bir şeyler anlatmak istiyorum. Çoğu zaman anlatmak istediklerimi seslere dönüştüremiyorum, kısık kalıyor. Sana da kendime de anlatamıyorum. Bu yüzden bu notları yazıyorum, iyi hissettirdiği için galiba. Bilmek mi iyi, hiç bilmemek mi? Bir mucize yemyeşil gözleriyle bana bakıyor. Zamanın içini ne kadar doldurabiliyorsun diye soruyor içimdeki. Zamanın eli değdi bize. Tam şu an böyle geçti şarkıda. Kafamın içi çok dolu. Bazen biraz uzak kalmak iyidir. Bunu ben söylemiyorum, büyüklerimiz böyle öğrettiği için yazdım. Yolculukta hayır ve bereket vardır. Bence buradaki yolculuktan kasıt biraz da insanın kendi içine olan yolculuğu. İnsanın kalbini eğitmesi, terbiye etmesi. Bu eğitim, bu terbiye yani bu yolculuk nasıl olur? Bunu konuşabiliriz. İncinmemek ve incitmemek. Süleymaniye. Kırmızı vosvos. Terk. Sosyal medya hesaplarımı kapattım. Ölçüyü tutturabilirsem belki tekrar açarım. Göz önünde olmayınca bizi kaç kişi hatırlar? Kaç kişi haberimiz olmadan dua eder bize? Kaç kişiyse biz o kadarız işte. 20 Kasım 2016’da Burak ile sosyal medya hakkında konuşmuştuk. Bence insanı olduğundan farklı gösteriyor oralar. Görünme hissi, bilinme hissi ve sûni mutluluklar. İnsanı insanın karanlığı haline getiren yerler. İnsan yeteri kadar çalışmadan, uğruna sıkıntı çekmeden elde ettiği şeyin kıymetini bilmezmiş. Oralara bakınca aklıma hep bu düşünce geliyor. Kolay kazanılmadı ki onlar, sen de biliyorsun. Burada konuyu biraz daha derine indirmek isterdim ama bunları şimdi yazmaya hakkım yok. Belki bir gün, inşallah. Üzülüyorum, sıkılıyorum. Kınamak istemiyorum. Müslümana yakışmaz kınamak. Ben öyle biri değilim. Sen de değilsin. Haberin yok biliyorum ama ben seni çok özledim. Tam şu an ne yapıyorsun acaba? Ne düşünüyorsun, neyi hayal ediyorsun? En son ne yedin, seni en son ne mutlu etti? Neye güldün en çok, canın neye sıkıldı? Çok soru sordum biliyorum. Allah seni iyilerden eylesin. Özlemek biraz da ulaşamamakmış. Sevmek de öyle. Bunu daha önceden yazmıştım. Şimdilerde yaşıyorum, Bugün çok sevdiğim bir arkadaşım aradı beni. Kitap vermiştim, bitirmiş. Tahlilini yaptık. Güzel oluyor böyle. Şimdi başka bir kitaba geçtik. Bitirince tekrar konuşacağız inşallah. Zaman çok hızlı geçiyor. Yapmak istediğim bazı şeylere yetişemiyorum. O öyle olmamalıydı diyorum. Geri döndüremiyorum. Yaşamak biraz da bu herhalde. Yaşamak. Nefes almak. Beklemek. Ümit etmek. Nefes vermek. Düşüp yeniden kalkmak. Bir insanı incitmeden olması gerekeni söylemek de bir hünermiş, gözlerimin içine öyle baktığında anladım. Üsküdar’a insanı ıslatmayan yağmur yağıyordu. Kadir dedi, gözlerinin içi gülüyordu. Kadir, kalk gidelim.

Uzaklardan...

Beklenen

Yol bitiyor. Geliyorsun hissediyorum. Beklenen. Abim böyle yazmış çok eskiden. Büyüyünce anladım. Büyüyünce, o yokluğu hissedince öğrendim. Beklenen. O kavuştu bekleyenine. Biz de kavuşacağız inşallah. Bir yerlerden beni görüyorsun biliyorum. Hissediyorum. Çok fazla muhabbet etme fırsatımız olmadı. Olacak ama. Az kaldı olacak. İnşallah.

Köprülerden geçiyoruz, bitmeyen yollardan. Bizi sevdiklerimize götürüyor yollar. Bizi sevdiklerimizden ayırıyor. Söyleyeceğim galiba. Belki de hiç söyleyemeyeceğim. İstanbul’a gün doğuyor. Denizin üstüne, kıpkırmızı. Anlatamıyorum. Varmak istediğim yeri anlıyor musun? Varmak istediğin yârdan geçebiliyor musun? Öyle güzelsin ki. Gözlerim kızarıyor.

Çocukluğumun sofrası. İlk gençliğimin sofrası. Adam olmaya başladığımız yılların sofrası. Ne kadar uzağa da gitsek, dönüp dolaşıp o sofraya oturuyoruz. O sofranın etrafında pişiyoruz. Değişmem o sofrayı hiçbir şeye. Biraz dağınık yazıyorum biliyorum. Bu aralar epeyi bir dağınığım.

“Bendeki özlemin de bir hayli fazla. İnşallah en yakın vakitte görüşürüz.“

İnşallah. Şehir değiştirmenin en büyük ölçütü plakaların değişmesidir. Güneş az önce doğdu. İnsanlar yeni bir güne daha başlıyor. Çocuklar uykusundan uyanıyor. Çocuklar. Dünyanın en masum varlıkları. Bazen çok hızlı yaşıyorum. 1 haftada üç kere yolculuk. Uykusuzluk. Sessizlik. Kuşların cıvıltısı. 5 saat 15 dakika. Kimsin sen? Yürüdüğünü hissediyorum, ağır ağır yaklaştığını. O duvara beraber yaslanalım. Beraber bakalım o kızıllığa, bulutların içine, gökyüzüne.

Ben nasıl biriyim acaba?

Halep

Blöfü Görmeli ve Oyunu Arttırmalısın

“…Öğrenci evlerinde, yurtlarda, gece yarıları kulaklıktan dinlediğin aşk şarkılarının arasına serpiştirdiğin şiirlerle büyüttüğün bir yüreğin var senin. Yılarca uzaktan bakışlarla sevdikleri kızlara bir kere olsun sevdiğini söyleyemeden çekip gidenlerdensin ve böylesi bir ateş ve hüzün, yüreğini büyüttü. Üzerine yakışmayan, bordo renkli, zekat ceketleriyle yetiştin ve kalbin, hayatın anlık acılarına karşı durabiliyor.

Senin kalbin, bu kentin (ki bence bu kent benim için Ankara) sokaklarının kimsesizliğinde, hep uzakta kalmış anneni özleyerek büyüdü. Sen, bu kentin bereketsiz göğüslerinden emdiğin acı sütle büyüdün. Şimdi oyuna yüreğini kat ve emin ol rahat olamayacaklar. Terlemiş avuçlarını gizlemeye çalışacaklar.

Biliyorlar ki sen, Lokman’dan kalma sözlerle hayata merhaba dedin. Ve biliyorlar ki gökyüzüne dost bir yüreğin kaybetmesi olanaksız.

Blöfü gör ve oyunu arttır…”

Kraliçenin Pireleri, Tarık Tufan

  • 20170430_144440
    Güzellik / ODTÜ
  • 20170514_165029
    Aydınlık ve Karanlık...
  • 20170430_144145
    Çalılıkların Arasından...
  • IMG_6093
  • IMG_6110
  • IMG_6153 (1)
  • 2222
    Bahar
  • IMG_6080
    Beyaz ve Yeşil
  • 20170430_130311
  • 20170430_142431

Doğadan Kareler

Belirli aralıklarla kampüste çektiğim fotoğraflar. Aslında daha çok fotoğraf çekmiştim ama aralarından bunları seçebildim. 🙂 Selametle…

Okumaya devam et