Dostoyevski

Yeraltından Notlar

Okurken altını kurşun kalemle çizdiğim bazı yerler…

“İyiyi, güzel ve yüksek şeyleri ne kadar çok anladıysam o kadar derinlerine battım, sıkıştım kaldım içlerinde.”

“Umutsuzluk en yakıcı zevktir, özellikle de içinde bulunduğun durumun çaresizliğini açıkça kavramışsan.”

“Medeniyet neyimizi yumuşatmış? Medeniyetin insanda duygu çeşitlerini artırmaktan başka işe yaradığı yok.”

“Şeref meseleleri günlük bir dille konuşulmaz.”

Yeraltından Notlar, Dostoyevski

Güzellik... / ODTÜ

İlk Defa

Kaç gündür düşünüyorum bilmiyorum. Bir bilinmezliğin içindeyim sanki. Olduğum yerden uzaklaşmak istiyorum, burası bana iyi gelmiyor. O naif sesi duyar duymaz gözümden yaş geliyor. O ses şifa oluyor bana, o sesle kendime geliyorum. Yolculuktayken insan boşlukta gibi hissediyor. Yollar insana arkadaş olmuyor. Bu hissin tarifi nasıl olur? Miktat hoca: “Yolculuk yapın, yolculukta ferah vardır.” demişti o gün. Eyüp, Gülhane, Arkeoloji Müzesi -burada bir fotoğrafımız bile var-, Topkapı Sarayı, Sultanahmet… ve Ankara. O gün böyleydi rotamız. Yolculuklarımız hakiki yolculuk olur inşallah. Yazmadan içim rahat etmiyor. İçimin rahat etmesini de istemiyorum. Belki şimdi farkında değilsin ama ben gittiğim her yere seni de götürüyorum. Yalan yok, ilk defa kaybetmek istemiyorum. İçim sıkılıyor. Kendimden uzaklaşıyorum, başım eğik. Bu hayat, bu rüyalar bize göre değil.

-Çok susadım, o kadar çok susadım ki biraz olsun aynı hisleri yaşayabilmek için su içmedim.-

Oturdum bir fotoğrafa bakıyorum dakikalardır. Kadir, sen nasıl bir insansın? Gecenin sessizliği bizi kendimize getiriyor. Gelecek hakkında düşünmek istemiyorum. Düşünmek istemedikçe içim içimi yiyor. Kalbime sen duruyorsun. Zor, o kadar zor ki ihtimallerin içinde kayboluyorum. O kadar normalleşmiş ki her şey. O kadar yoruldum ki gördüklerimden, içimdekinden. Kimsenin görmediği zamanlarda anlaşılıyor insanın hâleti. Allah riyanın belasını versin. Birlikte ettiğimiz dualar geliyor aklıma, bir insanın samimiyet dolu yüzü. O kadar yakın hissettim ki kendimi, o kadar temiz. Bir daha yan yana gelmek gelmek nasip olur inşallah. Kendimi hiç iyi hissetmiyorum iki haftadır. Bu his kaybolmuyor. En son ne zaman böyle oldum hatırlamıyorum.

6. sınıfa mı gidiyordum, 7. sınıfa mı bilmiyorum. Karne almıştık. 20 lira karne hediyem vardı. Hemen ayakkabı almaya koştum. Cırt cırtlı, sapsarı bir ayakkabı gördüm. Görür görmez tamam dedim, bunu alacağım. Çok hoşuma gitmişti. Biraz pazarlık yaptım, tam 20 liraya anlaştık abiyle. Kasaya geldik. Parayı çıkarıp vereceğim. Ceplerime bakıyorum, para yok. Tekrar kontrol ediyorum, yok. Kıpkırmızı oldum, çok utandım. Oradaki abi bana baktı, ‘Bugün karne aldın mı?’ dedi. ‘Aldım’ diye cevap verdim. ‘Nasıldı’ diye sordu, ‘İyiydi’ dedim. ‘Bu ayakkabı benden sana karne hediyesi olsun o zaman’ dedi. Çok şaşırdım, o anda yaşadığım mutluluğu anlatamam herhalde. ‘Fotoğrafı çekilmemiş bir iyiliğiniz olsun’ diyorlar ya, o iyiliğin fotoğrafı çekilmemişti. Ayakkabıyı giydim öyle çıktım yola. Eve yürüyerek gittim. O yürüyüş yaptığım en güzel yürüyüşlerden biriydi. İki dakikada bir ayakkabılara baktım. Eve vardım, annem söyledi, paramı apartmanda düşürmüşüm, komşumuz bize getirmiş sonradan.

Bu dünyada iyi insanlar var. Biz ne kadar onlardan uzak olsak da var. O insanlarda riya yok, gösteriş yok. Kalplerde olanı Allah biliyor. Açığa vurduğumuzu da, gizlediğimizi de biliyor. Bundan daha muhteşem bir şey var mı?

Üç saat olmuş. Şarkıyı kaç kere başa sardım bilmiyorum. Özledim. Çok özledim. O gün son olacağını bilmiyordum. Abimin o bir anlık duygulanmasını hiç unutmuyorum. Daha fazlasına elim gitmiyor. Belki bir gün, inşallah.

Allah bizi dertsiz bırakmasın.

Aslında Seni Çok Özledim

“Kalbimden neler geçtiğini, kafamda biriktirdiklerimi, tasarladığım her şeyi bildiğini düşünüyorum. En azından tüm bunları hissettiğini. Belki de böyle bir beklenti benimkisi…”

Kraliçenin Pireleri, Tarık Tufan

Derûni Ahenk / Yuvarlak Çay

Attığımda O Oku

Benden daha ne olur, yürür yalan söylerim
Bir şey acır içimde bu göğsüme ne kattın
Sende noksan bulmadım şu yerle gök yanarken
Attığımda o oku ben atmadım sen attın

Rab bu nasıl denizdir yüzme bilen kuşu yok
İçimde acır bir şey bu göğsüme ne kattın
Anlar gibi olmuştum yetmiş üçte bir cuma
Attığımda o oku ben atmadım sen attın

Geçer gider hacegân ve ahûlar ve zaman
Acır bir şey içimde bu göğsüme ne kattın
Bilmem değmişse bile ağa yahut karaya
Attığımda o oku ben atmadım sen attın.

Süleyman Çobanoğlu

Ankara

Kalbine İyi Bak

Bu his çok farklı. Bir şehri izlemek için en güzel yer burası galiba. Gideceğimi hissediyorum. Arkadaşlarım beni bekliyor. Göçebe gibi yaşıyorum. Şikayetçi değilim ama. Yol türküleri eşlik ediyor bana. Bilmiyorum ne kadar kaldığını. Kendimi hiç olmayacak yerlerde, hiç olmayacak zamanlarda seni düşünürken buluyorum. Seni arıyorum ama bulamıyorum. Kayboldun. Bu kayboluş inşallah iyi bir hâl üzeredir. O zaman bulabilirim seni. Ruknettin’in Kalbi. Ötesi karanlık. Son 9 günüm çok güzel geçti. Daha önce birçok şehir gezdim, birçok yerde bulundum ama o günlerde aldığım tadı hiçbir yerde alamadım. ‘Bizden konuşan bizim elbisemize bürünür.‘ O elbiseyi üzerimizden hiç çıkarmayalım olur mu? Hayattaki her varlık bir yeri kendisine referans alıyor. Biz de o günleri kendimize referans alalım, o günler bize referans olsun. Burada biraz durmak iyi gelecek galiba. Biraz gözyaşı iyidir böyle zamanlarda.

Bazı insanlar var hayatımda, onlarla aramızda aşılmaz, görünmez bir duvar var sanki. Yakın zamana kadar üzülüyordum niye böyle diye. Sonradan anladım bunun aslında iyi bir şey olduğunu. Biz çoğu zaman farkında değiliz ama bazı insanlarla aramızda hep o görünmez duvar var. Bazı insanlarla da yollarımız bir şekilde birleşiyor. Yaşayarak öğrendim, öğreniyorum. Sen benim yol arkadaşımsın. Görmesem de, bilmesem de, ulaşamasam da öylesin. Yolculuğun sonuna yaklaşıyoruz. Gökyüzünde hilal var, hilalin üstünde bulutlar. Bir yerlerden bu tarafa doğru bakıyorsun biliyorum. Zaman duruyor. Ne fark eder? Ben yine yazarım. Sen hep İyi ol. Kalbin hep ferah bulsun bulunduğun yerlerde. Kendine ve kalbine iyi bak.