Kadir Gültekin – Sayfa 10 – "Azınlık olmak iyidir."

Etme

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.

Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için…
Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.

Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan.
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer;
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

Ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi,
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.

Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle.
Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı.
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil.
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.

Mevlana Celaleddin Rumi

Âb-ı Hayattan Notlar 2

“…Hayata açılan kapıları kapatma. Her insan hayata açılan bir kapıdır. Yüz milyar kapı var. Kırdığın her insanla, terslediğin, hor gördüğün her insanla, aslında hayata açılan kapılardan birini kapatmış oluyorsun. Hayatı dirilik yürütür. Adalet olmadan, merhamet olmadan, muhabbet olmadan hayata açılamazsın. Hayata açık olmayan, hayata dair bir şey veremez. Almamış ki versin. Rüzgâr nereden eserse o yöne savruluyor. Borçları yön veriyor kişiye. Hayat ekmek yemek değildir. Gönüller büyüğü kabul eder, akıllar büyüğü kabul eder. Toprağın altındaki tohum karanlıkta yalnızdır. Aynı toprağın altında, aynı karanlıkta milyonlarca tohum var ama birbirinden haberi yok ki yalnızlığa derman bulsun. Bir de milyonların arasında, hayata açılmadan yaşayan yalnızlar var. Başını karanlık topraktan bir çıkarsa; filizleri, fidanları görecek, dalları, çiçekleri, meyveleri görecek ama bir türlü doğmuyor hayata…”

Âb-ı Hayat, Ömer Faruk Dönmez

Sonbahar / ODTÜ

Bugün

İnsan kendi içinin düşmanı. Oturuyorsun, kalkıyorsun, konuşuyorsun, dinliyorsun, dinlemiyorsun, yürüyorsun, koşuyorsun, ağlıyorsun, yapıyorsun, her seferinde bir daha yapmayacağım dediğini yapıyorsun. Yalnız kalmaktan korkuyorsun, korkunun nedeni, hatalarınla, keşkelerinle, kendine söyleyemediklerinle yüzleşmek. Nereye kadar? Gittiği yere kadar. Yok öyle. Gitmiyor artık. İnsanlar çok kalabalık. En çok kalabalığın içinde fark edilmez insan. En çok kalabalığın içinde yalnız kalır. Bir insanın geleceğiyle oynamak ne kadar doğru? Önümüzü göremediğimiz bir hayat. Bir saniye sonrasını bile hesap edemiyoruz. En çok kötülüğü, bize emanet edilene yapıyoruz. Çok uyuyoruz. Çok konuşuyoruz. Çok yiyoruz. Bağımlıyız. Korkularımızla yüzleşmekten bizi alıkoyan ne varsa ona bağımlıyız. Tütün. Sigara. Alkol. Uyuşturucu. Twitter. Facebook. Ahir zaman. Ben en çok beni yüzüme karşı öven insandan korktum. Egolardan depo yaptık kendimize, kendimizi de onun içine koyduk. Bunu anlattım kendime, kendimle, en büyük düşmanımla başbaşa kaldığımda. İnsan insanın karanlığıdır. Kaç kişiyi boğduk kendi karanlığımızda? Bir korkularımızı boğamadık. Büyüyoruz. Her gün biraz daha. Her sene bir yaş daha. İnsan unuttuklarıyla beraberdir. Neyden korkuyorsun? Hazır değil misin? Oğlum olursa ismini Zülfikar koyacağım. Diğerini Remzi. Diğerini Ömer. İnşallah. Allah istemezse nefes bile alamazsın. Yalnız kalmaktan korkmadım hiç. Hiç yalan söylemedim. Bir tane seçme hakkım olsaydı, annem hiç gitmesin isterdim. İnsan bekliyor. Hata yapıyor. Geri dönemiyor. İnsan bilmediği konu hakkında konuşmayacak. Bilmediği bir hayat hakkında yorum yapmayacak. Zan yapmayacak. Kafire karşı kibir sadakadır. Okuduklarımızın deposu olduk çıktık. Ne diyordu şair: Bütün kitaplar tek bir kitabı daha iyi anlayabilmek içindir. Sana yardıma geleni niye geri çeviriyorsun? Kendimizi düşünmekten insanlığa kör olduk. 5 yıldızlı oteller. El ele tutuşan müslüman gençler. Kaybolan hayatlar. Atıklar. Hastaya değil, hastalığa bakmaya başladığım zaman. Görülme hissi. Bilinme hissi. Check-inler. Ben kaybolmaktan yanayım.

Âb-ı Hayat’dan Notlar 1

Doğru gitmek, muhafazalı gitmektir. Pisliğe bulaşmamak için gerekirse uzak yoldan gideceksin. Hayata karşı, dürüst nefes alıp vereceksin. İşin temeli budur: mert olacaksınYanardöner olmayacaksın. İhanetin, yalanın, zulmün gölgesi bile düşmeyecek üstüne. İnsanı yargılama. Bir kişi hakkında bir hükme varmak, onu yargılamaktır; meseleyi kişiler üzerinden değil, hastalıklar üzerinden  düşünmek gerekir. Hastaya bakarken, aslında hastalığa bakmak gerekir. Hastaya kızmanın ne âlemi var? Yazık zaten hasta olmuş. Bizde hekimlik iddiasıyla dolaşanların en bariz özelliği, hastaya kızmalarıdır. Hâlbuki sen hünerli bir hekimsen, hastaya kızmakla vakit kaybetmezsin, hastalığı teşhis eder, hemen tedaviye başlarsın. Fertler acizdir, hastadır, onları yargılamaya gerek yok. Ancak bir edebi muhafaza etmiş, çocuk gibi kalmış saf insan, mutlu olur. Savaşın sürdüğü toprakta ekme biçme olmaz. Bu zulümler sürdükçe canlar, hakikate yönelemiyor. Yönün değişmesi için pusula lazım. Zulümler canları pusulasız bırakıyor. Ölçüye tutunan, pusulasız kalmaz.

Âb-ı Hayat, Ömer Faruk Dönmez

Kayseri

İçimdeki Çıralarda

Bazen elinden geleni ardına koymazsın.
Kendi sınırlarını zorlarsın da, yine de ulaşamazsın varmak istediğin noktaya.
İnsan ne kadar aceleci…

Değil mi?

Uzun zaman sonra bugün telefonda konuştuk.
Öğrencilik hayatı versus iş hayatı.
Bazen en yakınımızı bile unutabiliyoruz.
Sevdiğimiz insanlarla konuşunca,
Anlatınca onlara başkasına sustuklarımızı,
Vicdanımız biraz da olsa feraha kavuşuyor.

Dün gece bir yazı okudum,
Yazının üstüne dedim ki herhalde zamanında hayırlı bir karar vermişim.
O kararı verme aşamasındayken varacağım yeri göremiyordum,
Dipsiz bir kuyuya bakar gibi.
İçim rahat değildi ama o kararı vermem gerekiyordu.
[2:216]

Buraya bir türkü gelsin istiyorum.

“…içimdeki çıralarda, dışımdaki törelerde, bilemezsin nerelerde, nerelerde…”