Uzaklardan...

Beklenen

Yol bitiyor. Geliyorsun hissediyorum. Beklenen. Abim böyle yazmış çok eskiden. Büyüyünce anladım. Büyüyünce, o yokluğu hissedince öğrendim. Beklenen. O kavuştu bekleyenine. Biz de kavuşacağız inşallah. Bir yerlerden beni görüyorsun biliyorum. Hissediyorum. Çok fazla muhabbet etme fırsatımız olmadı. Olacak ama. Az kaldı olacak. İnşallah.

Köprülerden geçiyoruz, bitmeyen yollardan. Bizi sevdiklerimize götürüyor yollar. Bizi sevdiklerimizden ayırıyor. Söyleyeceğim galiba. Belki de hiç söyleyemeyeceğim. İstanbul’a gün doğuyor. Denizin üstüne, kıpkırmızı. Anlatamıyorum. Varmak istediğim yeri anlıyor musun? Varmak istediğin yârdan geçebiliyor musun? Öyle güzelsin ki. Gözlerim kızarıyor.

Çocukluğumun sofrası. İlk gençliğimin sofrası. Adam olmaya başladığımız yılların sofrası. Ne kadar uzağa da gitsek, dönüp dolaşıp o sofraya oturuyoruz. O sofranın etrafında pişiyoruz. Değişmem o sofrayı hiçbir şeye. Biraz dağınık yazıyorum biliyorum. Bu aralar epeyi bir dağınığım.

“Bendeki özlemin de bir hayli fazla. İnşallah en yakın vakitte görüşürüz.“

İnşallah. Şehir değiştirmenin en büyük ölçütü plakaların değişmesidir. Güneş az önce doğdu. İnsanlar yeni bir güne daha başlıyor. Çocuklar uykusundan uyanıyor. Çocuklar. Dünyanın en masum varlıkları. Bazen çok hızlı yaşıyorum. 1 haftada üç kere yolculuk. Uykusuzluk. Sessizlik. Kuşların cıvıltısı. 5 saat 15 dakika. Kimsin sen? Yürüdüğünü hissediyorum, ağır ağır yaklaştığını. O duvara beraber yaslanalım. Beraber bakalım o kızıllığa, bulutların içine, gökyüzüne.

Ben nasıl biriyim acaba?

Halep

Blöfü Görmeli ve Oyunu Arttırmalısın

“…Öğrenci evlerinde, yurtlarda, gece yarıları kulaklıktan dinlediğin aşk şarkılarının arasına serpiştirdiğin şiirlerle büyüttüğün bir yüreğin var senin. Yılarca uzaktan bakışlarla sevdikleri kızlara bir kere olsun sevdiğini söyleyemeden çekip gidenlerdensin ve böylesi bir ateş ve hüzün, yüreğini büyüttü. Üzerine yakışmayan, bordo renkli, zekat ceketleriyle yetiştin ve kalbin, hayatın anlık acılarına karşı durabiliyor.

Senin kalbin, bu kentin (ki bence bu kent benim için Ankara) sokaklarının kimsesizliğinde, hep uzakta kalmış anneni özleyerek büyüdü. Sen, bu kentin bereketsiz göğüslerinden emdiğin acı sütle büyüdün. Şimdi oyuna yüreğini kat ve emin ol rahat olamayacaklar. Terlemiş avuçlarını gizlemeye çalışacaklar.

Biliyorlar ki sen, Lokman’dan kalma sözlerle hayata merhaba dedin. Ve biliyorlar ki gökyüzüne dost bir yüreğin kaybetmesi olanaksız.

Blöfü gör ve oyunu arttır…”

Kraliçenin Pireleri, Tarık Tufan

  • 20170430_144440
    Güzellik / ODTÜ
  • 20170514_165029
    Aydınlık ve Karanlık...
  • 20170430_144145
    Çalılıkların Arasından...
  • IMG_6093
  • IMG_6110
  • IMG_6153 (1)
  • 2222
    Bahar
  • IMG_6080
    Beyaz ve Yeşil
  • 20170430_130311
  • 20170430_142431

Doğadan Kareler

Belirli aralıklarla kampüste çektiğim fotoğraflar. Aslında daha çok fotoğraf çekmiştim ama aralarından bunları seçebildim. 🙂 Selametle…

Okumaya devam et

Gün Batımı / İstanbul

Bir İnsana İnanmak

Zaman çabuk geçmesin diye uyumadığımız günler oldu. O günlerde zaman hep çabuk geçti. İçimizin çok sıkıldığı zamanlar oldu. İşi gücü bırakıp birbirimize sarıldık. Bir sürü insan tanıdım. Bir sürü insanı tanıyamadım. Bir sürü insanı tanımak istemedim. Yanlış kurulan bir cümlenin geriye dönüşü olmadı hiçbir zaman. Gözlerin gözlere değmediği muhabbetlere yarım kaldım hep. Ben seni hiç gitmediğin yerlerde bekliyorum. Bize gitmek yazılmış. Burada gün yeni doğuyor, bembeyaz bir ışık doluyor bütün karanlıklara ve senin bundan haberin yok. Senin bundan hiç haberin olmayacak. Siz hiç 16 ile 16’yı çarpıp 96 buldunuz mu? Esat öyle buluyor, o kadarını öğretmişler şimdilik. Bize öğretmedikleri ne çok şey varmış. Yarım kalınan muhabbetlerde anladım hep. 6 saat oldu galiba. 6 saattir yoldayız. 22 yıldır yoldayız. Yoldaki mühendis. Siz hiç bir kitaba kendinizi hazırladınız mı? Ankara’ya gün doğuyor. En şerefli kavga. “Senin orada kendini koruyabilmen cihaddır.“ Kendini koruyabilenlerden, korunanlardan oluruz inşallah. O kapıda beni öylece beklettiklerinde anlamıştım bu hayatın ne kadar acımasız olduğunu. “O seni bir yetimken seçip barındırmadı mı?“ Geçen cuma dinledim, Allah’ın en sevdiği kulu işlediği bir günahtan tövbe edip, ondan artık sakınan, o günahta ısrar etmeyen gençmiş. Az kaldı. Hissediyorum çok az kaldı. Başını çevir beyazın olduğu yöne, önceden planladığın hiçbir cümleyi kuramayacaksın. Hep yarım kalacaksın, hiçbir şey öyle kolay düzelmeyecek ama sen ayak diremekten vazgeçmeyeceksin. Dönüp tekrar okumak istemeyeceksin çünkü en çok sen biliyorsun, yanlış kurulan bir cümlenin geri dönüşü olmayacak.