Kadir Gültekin – Sayfa 10 – "Azınlık olmak iyidir."

Safranbolu / Karabük

Sahte Olmayan

Hayâ. Bir kez daha. Kaçıncı tekrar bu? Söylemeyeyim. Böyle hissedeceğini biliyor muydun? Biliyordun. Olmaman gereken yerlerdesin. Geçmişte de oradaydın, kurtul oradan. Saat 5, zifiri karanlık. Konuş kendinle, bir kez olsun yen onu. Değişen yüzler, değişen hisler. Bakışlar sahte, dibine kadar. Gizlice yapıyor. Fark etmediğini sanıyor. Görmediğini düşünüyor. Görüyorsun ama vurmuyorsun yüzüne, utanmasın diye. Ne çok utanmıyoruz. İncinmemek, incitmemek. Her gün 10 dakika otur düşün. Düşün ne oluyor etrafında, nereye gidiyorsun, nereden geliyorsun, neyi yanlış yapıyorsun. Bağımlılık. Kendini olduğundan farklı gösterme. Maske. Geç bunları. Kabullen ki önünü göresin. Çok fazla arkadaşın yok. Olmasın. Öyle der insanın en değerlisi. Az olsun, mert olsun. Yok gönlünde dünden kalma bir acı. Bir derdin olsun, sahte olmayan. Anlatma öyle her şeyi, anılara saygı duy. Çok düşün, az konuş. Çok çalış, az uyu. Yapman gerekenler belli. Yapmaman gerekenlerin belli olduğu gibi. Rıza gösterilmeyen bir işe kalkarsan, bilirsin ne olacağını. Bu son, inşallah. Allah bizi samimiyetsiz insan olmaktan korusun, getirmesin bir araya öyle insanlarla. Ayaklarımızı hak yol üzerine sabit kılsın. Amin ve amin.

İsmet Özel – Naat

“…Kimseden bir işaret gelmeyecek
Bir melek kimsenin alnını sıvazlamazsa
Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca
Hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi
Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
Öğretmek için cephe nedir
Kıyam etti
Torunu kucağında
Dönünce bütün gövdesiyle döndü
Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda
Bir bilinebilseydi
Nedir veche…

Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar
Sıyırın kahkaha sırçasını cildinizden
Omzunuzdan vaveyla heybesini atın
Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın
Neydi söğüt gölgesinde gülümsemek
Ağız dolusu gülmeden taşlıkta.”

Efes / İzmir

Eğme Kalbini

Kendimizi dışarıdan izleyebilseydik ne düşünürdük acaba? Fiziki bir seyredişten bahsetmiyorum. Zor geliyor. Ben mi, sen mi? Yoksa biz mi? Nefsinle mi bakıyorsun yoksa gönül nazarıyla mı? Dönüp dolaşıyoruz. Aynı noktada buluşamıyoruz. Anlaşamıyoruz. İnsan dünyaya niye gelir? İnsan bir yakınının başarısından mutsuz olur mu? Kinle doldurduk kalbimizi, nefretle besledik. Alışamıyorum. Alışmak istemiyorum. İnsan düşünüyor, olur mu? Yapmak istemediğimiz şeyleri yap diye zorluyor içimizdeki, kendi adına. Münafık ne demek? Nasıldı, bilirsin. “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem münafıkların isimlerini sır olarak Hz. Huzeyfe’ye verdiğinde, Hz. Ömer ‘Ben var mıyım?‘ diye sormuş.” Otur bir düşün. Dünyalık işler. İşlerimiz hep dünyalık. Küçük şeylere takılma. Eğme kalbini. Eğme kalbini. Eğme kalbini… Para. Makam. Etiket. Bir mezun olayım, paraya para demeyeceğim. Aferin. Mülkün sahibi nerede? Ne kadar farkında olarak yaşıyorsun? Şifa istiyorsun. Şifa raflarda. Kaldır başını. Neydi ilk emir, hatırla. Sen benden daha iyi bilirsin. İnsan ulaşamadığının esiridir. Esir olma. Bakma insanlara kötü gözle. Adım atacaksın ama korkuyorsun. Korkma. Hava kararıyor. Bir taraf gri, bir taraf mavi. Ankara’da hava hep kararıyor, diğer bütün yerler gibi. Bir yeri sevmiyorsan orası senin gurbetindir. Bu yağmur bitecek. Bitmesin. 4 sene oldu. Ben galiba Ankara’yı seviyorum.

Gökyüzü / ODTÜ

Unutan

Sabır, sabır, sabır ve şükür. Kaç gün? 7 gün. Kaç kere? 6 kere. Ne zamana kadar? Bilmiyorsun. Pamuk ipliğine bağlı sanki her şey. Ölçü önemli. Eleştirdiğin kadar mutsuz olursun. Onu değiştirmeye çalıştığın kadar kaybetmeye doğru yol alırsın. Kendi nefsini adam et önce. Asla yalnız yemek yeme, reddedilmekten korkma. Tat o yenilgiyi, ki başarıya ulaştığında elinde tutmayı bilesin. Bana soruyor nasıl olacak. Sonra ben soruyorum, içimdeki cevaplıyor. Kardeşin mi, değil. Arkadaşın mı, değil. Eşin mi, hayır. Neyin o zaman? Bilmiyorsun. İnsan ne çok şey bilmiyor. En son kendi çıkarın dışında, ortaya Allah rızasından başka bir şey koymadan, ne zaman arayıp sordun bir yakınını, en yakın arkadaşını, kardeşini? İnsan ne kadar insan. Geçen sene öğrendim, insan nisyandan gelirmiş, unutan demekmiş. Ben hatırlamak istiyorum. Daha yaşamadan, bilmeden, hissetmeden unutmak istemiyorum. İnsan bazen yürüyemiyor, yürütemiyor. Birlikten dirlik doğar. Anlatmak istiyorsun. Geçiyor mu anlatınca? Yarana merhem oluyor mu? Dinlemek istiyorsun. İyileştirebiliyor musun dinleyince? İnsan nasibinden kaçabilir mi? Bunları konuşabiliriz. Ben mazeret üretmeyeceğim, hoş geldin.

Âb-ı Hayattan Notlar 3

“…Madem yaşıyorsun, hayata geçsene! Sende gönül var, duygu var, akıl var, vicdan var; hayata geçsene! Önce kendin hayata geç, sonra da dostlarını hayata çağır. Dost kalmadı diyorsun. Hünerin varsa dost vasıflarına henüz sahip olmayanı al, yetiştir, dost yap. Emek verilmeden elde edilen şeyin kıymeti olmaz, anlamı olmaz. Şehri kendin kuracaksın. Şehri kendi kuran, bir yıkım olsa, hüner gösterir, tamir eder. Şehri hazır alan, ne sokakları bilir, ne meydanları. Bir yıkım olsa umursamaz. Yapman gereken şey manaları korumaktır. Bilmemek hamlıktır, çiğliktir. Bilmemek, canın hakkını vermemektir. Bilen, herkese hakkını verendir; bildiklerini sayıp döken değildir; ona geveze derler. Canın hakkını vermek, önce ona karşı dürüst olmaktır, onu aldatmamaktır. Sonra halini hatrını sormak, değer vermek, onu incitmemektir. Ham incitir. Ham meyve, dişi incitir; ham ruh, gönlü incitir. Bizim yandığımız, iyileredir, mazlumlaradır, masumlaradır. Yırtıcılar, kurnazlar, vahşiler, girişkenler topluma kendine yer edinirken, arkada kalan masumlar vardır, kolu kanadı kırılmış mazlumlar vardır, bizim yandığımız onlaradır. Adamlık yırtıcılıkla olmaz. Yırtıcılık vahşiliktir. Masumun pençesi yoktur, tırnağı yoktur. Bilmemek tehlikeye götürür. Hayata iman etmemek tehlikeye götürür. Ölüme iman etmemek tehlikeye götürür. Mevlânâ ne diyor; boynumda binlerce bıçak, kan döker durur. Bir de ne diyor; ne çeken ip meydanda ne çeken adam. Baksana insanlar ölüm yokmuş gibi yaşıyorlar. Ölüm yokmuş gibi yaşamak en büyük ahmaklıktır. Zulmü görmemek körlüktür, nankörlüktür, namertliktir, hamlıktır, çiğliktir. Hayat haktan ibarettir. Ölümü hak edene ölüm haktır. Hayatı hak edene hayat haktır. Önce kendimi tanıyayım, sonra muhatabı  tanıyayım, sonra da hayatı tanırım diye bir şey yoktur; bunların hepsi beraber gider. Sende iyi niyet, güzel ahlâk ve sağlam bir anlayış olduğu zaman korkma. Bunlar kaplardır. Bu kapları adaletle doldur, merhametle, muhabbetle doldur. Hakikati tutanlar bugün hakikati göstermede niye muvaffak olamadılar? Çünkü adaleti, merhameti, muhabbeti yeterince dolduramadılar. Kişi bunlarla dolmalıdır, hatta taşmalıdır. Yapılan her eğrilik, aklı, olduğu yerde döndürür. Yani akıl hareket eder; ama mesafe alamaz, bir neticeye ulaşamaz; çünkü yapılan eğrilik yüzünden aslında boşa dönüyor. Akıl mesafe alamayınca neticeye ulaşamayınca, gönül sıkılır. Sıkılan gönül, işini yapamaz olur, kararmaya, ölmeye başlar. Gönlü öldürmemek lazımdır ki ruh karanlıkta kalmasın…”

Âb-ı Hayat, Ömer Faruk Dönmez