Kitap Alıntıları – Kadir Gültekin

Kategori: Kitap Alıntıları

Kayseri'de bir kütüphane

Bilinçle ve İnatla

Akşama kadar evden çıkmadım. Okudum. Düşündüm. Kapitalizm benim gibi evde oturan adamı naapsın? Hiç hazzetmez. Evde oturan adama bir şey satamaz çünkü. Bu yüzden de, insanın evde sıkılacağına dair yalanlar üretmiştir: mutluluğu, neşeyi, eğlenceyi ‘evin dışında’ konumlamıştır. Zavallı insan kardeşlerim de bu oyuna gelir, evde canının sıkıldığı yalanına inanır, dışarı çıkar ve kaçınılmaz bir şekilde para harcar. ‘Yemeğe çıkmak, sinemaya gitmek, alışveriş yapmak’ bir mutluluk biçimi olarak sunulur. ‘Evde pineklemek, uyuz uyuz oturmak’ gibi tabirlerle de evcimen hayat küçümsenir. Oysa kapitalizmin bu tezgâhına karşı, müslüman, evinde mutlu olan adamdır. Bu sebeple bayım, biz evimizi bilinçle ve inatla sevmeye devam edeceğiz. Gerçi kapitalizm, televizyon ve internet aracılığıyla, evdeki adamın da cebindeki paraya gözünü dikmiş durumda. Evine kapanan adamı bile rahat bırakmıyorlar. Şeytan dünyayı bu yüzyılda süslediği kadar hiç süsleyememişti. Kitaptan uzak duran, dünyanın süslerine aldanacaktır vesselam.

Bir Yobazın Günlüğü, Ömer Faruk Dönmez

Hollandalı bir asker / Tarık Samarah

United Nothing

Oğlu, torunu, yeğeni, kardeşi, kocası… Ailesinden geriye tek bir erkek kalmamış. Sırplar, Temmuz 95’te yaptıkları o kahrolası soykırımda tamamını şehit etmişler. Hatice Anne yayında, ayağında plastik terlikleri, başında beyaz başörtüsü ve gözünde yaşlarla bize ‘Dünya erkeklerimiz öldürülürken, çocuklarımız katledilirken sessiz kaldı. Çünkü biz Müslümandık. Bizim yokluğumuz onlar için hiç de dert değildi’ dedi.

Bu cümleler üzerine yayını birlikte yaptığımız sevgili Ümit Sönmez ağabey ile sadece sustuğumuzu ve gözyaşlarımızı bastırmak için insanüstü bir gayret sarf ettiğimizi dün gibi hatırlıyorum.

Dün, bu kahrolası soykırımın 19. yıldönümü idi. Boşnaklar ‘son veda’ adını verdikleri törenleriyle 175 evlatlarını daha koydular mezara. Kuştan hafif tabutlarda, insanlarından geriye kalan kemikleri toprağa verdiler.

Birlikte hatırlayalım. Birleşmiş Milletler tarafından ‘güvenli bölge’ ilan edilmişti Srebrenitsa. Şehrin güvenliğini Hollandalı bir askeri birlik sağlıyordu. Sırp kasabı Ratko Mladiç şehri sıkıştırmaya başladığında Boşnaklar ‘bizden topladığınız silahları geri verin’ dedilerse de Hollandalı aşağılık komutan Karremans bu isteği reddetti. Sonra, bu 400 Hollandalı aşağılık asker, şehirdeki 25 bin insanı silahsız şekilde Sırplara teslim ederek şehri terk etti. Ardından da Sırplar, 5 gün içerisinde 8.500’e yakın insanı katletti.

Merak etmeyin. Olaydan hemen sonra Lahey Adalet Divanı denilen haysiyetsizlik oluşumu toplanıp Srebrenitsa’da yaşananın bir soykırım olduğuna karar verdi. Kararda ‘bu her ne kadar soykırımsa da Sırbistan bu soykırımdan sorumlu tutulamaz’ maddesi de vardı lakin. Yani soykırım vardı, tamam. Fakat bunu Sırplar yapmamıştı. Bu durumda bu kurban olduğumun Boşnakları kendi kendilerinin soyunu kırmışlardı. Tabii bir de Hollanda hükümetinin daha sonra Srebrenitsa’yı Sırplara veren aşağılık askerlerine ‘şeref madalyası’ vermesi meselesi var. Biz gene de edebimizi koruyalım ve ‘bunların şerefleri buysa şerefsizlikleri nedir acaba’ diye sormayalım.

Boşnakların meşhur fotoğrafçısı Tarık Samarah’ın fotoğrafladığı meşhur bir grafiti vardır. Hollandalı askerlerin kaldığı eski akü fabrikasının duvarına, Hollandalı bir asker şöyle yazmıştır: ‘UN: United Nothing’

Okumaya devam et…

Sıhhiye / Ankara

Eve Dönmek

Dünya dönüyor, işte ispatı; babamız her akşam dönüyor eve.

Güzellik Uykusu, İbrahim Tenekeci

Dostoyevski

Yeraltından Notlar

Okurken altını kurşun kalemle çizdiğim bazı yerler…

“İyiyi, güzel ve yüksek şeyleri ne kadar çok anladıysam o kadar derinlerine battım, sıkıştım kaldım içlerinde.”

“Umutsuzluk en yakıcı zevktir, özellikle de içinde bulunduğun durumun çaresizliğini açıkça kavramışsan.”

“Medeniyet neyimizi yumuşatmış? Medeniyetin insanda duygu çeşitlerini artırmaktan başka işe yaradığı yok.”

“Şeref meseleleri günlük bir dille konuşulmaz.”

Yeraltından Notlar, Dostoyevski

Aslında Seni Çok Özledim

“Kalbimden neler geçtiğini, kafamda biriktirdiklerimi, tasarladığım her şeyi bildiğini düşünüyorum. En azından tüm bunları hissettiğini. Belki de böyle bir beklenti benimkisi…”

Kraliçenin Pireleri, Tarık Tufan