Kasım 2016 – Kadir Gültekin

Aylık Arşiv: Kasım 2016

Safranbolu / Karabük

Sahte Olmayan

Hayâ. Bir kez daha. Kaçıncı tekrar bu? Söylemeyeyim. Böyle hissedeceğini biliyor muydun? Biliyordun. Olmaman gereken yerlerdesin. Geçmişte de oradaydın, kurtul oradan. Saat 5, zifiri karanlık. Konuş kendinle, bir kez olsun yen onu. Değişen yüzler, değişen hisler. Bakışlar sahte, dibine kadar. Gizlice yapıyor. Fark etmediğini sanıyor. Görmediğini düşünüyor. Görüyorsun ama vurmuyorsun yüzüne, utanmasın diye. Ne çok utanmıyoruz. İncinmemek, incitmemek. Her gün 10 dakika otur düşün. Düşün ne oluyor etrafında, nereye gidiyorsun, nereden geliyorsun, neyi yanlış yapıyorsun. Bağımlılık. Kendini olduğundan farklı gösterme. Maske. Geç bunları. Kabullen ki önünü göresin. Çok fazla arkadaşın yok. Olmasın. Öyle der insanın en değerlisi. Az olsun, mert olsun. Yok gönlünde dünden kalma bir acı. Bir derdin olsun, sahte olmayan. Anlatma öyle her şeyi, anılara saygı duy. Çok düşün, az konuş. Çok çalış, az uyu. Yapman gerekenler belli. Yapmaman gerekenlerin belli olduğu gibi. Rıza gösterilmeyen bir işe kalkarsan, bilirsin ne olacağını. Bu son, inşallah. Allah bizi samimiyetsiz insan olmaktan korusun, getirmesin bir araya öyle insanlarla. Ayaklarımızı hak yol üzerine sabit kılsın. Amin ve amin.

İsmet Özel – Naat

“…Kimseden bir işaret gelmeyecek
Bir melek kimsenin alnını sıvazlamazsa
Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca
Hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi
Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
Öğretmek için cephe nedir
Kıyam etti
Torunu kucağında
Dönünce bütün gövdesiyle döndü
Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda
Bir bilinebilseydi
Nedir veche…

Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar
Sıyırın kahkaha sırçasını cildinizden
Omzunuzdan vaveyla heybesini atın
Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın
Neydi söğüt gölgesinde gülümsemek
Ağız dolusu gülmeden taşlıkta.”

Efes / İzmir

Eğme Kalbini

Kendimizi dışarıdan izleyebilseydik ne düşünürdük acaba? Fiziki bir seyredişten bahsetmiyorum. Zor geliyor. Ben mi, sen mi? Yoksa biz mi? Nefsinle mi bakıyorsun yoksa gönül nazarıyla mı? Dönüp dolaşıyoruz. Aynı noktada buluşamıyoruz. Anlaşamıyoruz. İnsan dünyaya niye gelir? İnsan bir yakınının başarısından mutsuz olur mu? Kinle doldurduk kalbimizi, nefretle besledik. Alışamıyorum. Alışmak istemiyorum. İnsan düşünüyor, olur mu? Yapmak istemediğimiz şeyleri yap diye zorluyor içimizdeki, kendi adına. Münafık ne demek? Nasıldı, bilirsin. “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem münafıkların isimlerini sır olarak Hz. Huzeyfe’ye verdiğinde, Hz. Ömer ‘Ben var mıyım?‘ diye sormuş.” Otur bir düşün. Dünyalık işler. İşlerimiz hep dünyalık. Küçük şeylere takılma. Eğme kalbini. Eğme kalbini. Eğme kalbini… Para. Makam. Etiket. Bir mezun olayım, paraya para demeyeceğim. Aferin. Mülkün sahibi nerede? Ne kadar farkında olarak yaşıyorsun? Şifa istiyorsun. Şifa raflarda. Kaldır başını. Neydi ilk emir, hatırla. Sen benden daha iyi bilirsin. İnsan ulaşamadığının esiridir. Esir olma. Bakma insanlara kötü gözle. Adım atacaksın ama korkuyorsun. Korkma. Hava kararıyor. Bir taraf gri, bir taraf mavi. Ankara’da hava hep kararıyor, diğer bütün yerler gibi. Bir yeri sevmiyorsan orası senin gurbetindir. Bu yağmur bitecek. Bitmesin. 4 sene oldu. Ben galiba Ankara’yı seviyorum.

Gökyüzü / ODTÜ

Unutan

Sabır, sabır, sabır ve şükür. Kaç gün? 7 gün. Kaç kere? 6 kere. Ne zamana kadar? Bilmiyorsun. Pamuk ipliğine bağlı sanki her şey. Ölçü önemli. Eleştirdiğin kadar mutsuz olursun. Onu değiştirmeye çalıştığın kadar kaybetmeye doğru yol alırsın. Kendi nefsini adam et önce. Asla yalnız yemek yeme, reddedilmekten korkma. Tat o yenilgiyi, ki başarıya ulaştığında elinde tutmayı bilesin. Bana soruyor nasıl olacak. Sonra ben soruyorum, içimdeki cevaplıyor. Kardeşin mi, değil. Arkadaşın mı, değil. Eşin mi, hayır. Neyin o zaman? Bilmiyorsun. İnsan ne çok şey bilmiyor. En son kendi çıkarın dışında, ortaya Allah rızasından başka bir şey koymadan, ne zaman arayıp sordun bir yakınını, en yakın arkadaşını, kardeşini? İnsan ne kadar insan. Geçen sene öğrendim, insan nisyandan gelirmiş, unutan demekmiş. Ben hatırlamak istiyorum. Daha yaşamadan, bilmeden, hissetmeden unutmak istemiyorum. İnsan bazen yürüyemiyor, yürütemiyor. Birlikten dirlik doğar. Anlatmak istiyorsun. Geçiyor mu anlatınca? Yarana merhem oluyor mu? Dinlemek istiyorsun. İyileştirebiliyor musun dinleyince? İnsan nasibinden kaçabilir mi? Bunları konuşabiliriz. Ben mazeret üretmeyeceğim, hoş geldin.